Bir fotoğrafın halklaşması ya da Suphi Nejat Ağırnaslı - Gezite

Küreselleşen kötülüğün ortasında içinde büyümeyen bir “çocukla” yaşayan Suphi, ezilenlerin yoldaşlaşmasının ne anlama geldiğini bizlere ezilen yerimize dokunarak gösterdi.
Baktığımız her fotoğraf insana bir şeyler anlatır. Bir olayın ve ya mekanın fotoğrafı; mesela Kobanê. Kimisi için insanlık dramı, kimisi için savaş var belki Kobanê’de. Ama orası ne insanlığın yalnızca dramına ne de savaş kavramının kıskacına sığmaz.
Kobanê.. Yağmurun yağmadığı bu topraklarda insan yalnızca insan yanıyla çiçek büyütüyor hem de her dilde. Kalın kitaplarda soğuk bir laf olan “enternasyonalizm” ete kemiğe bürünüyor orada ve enternasyonalce ölüyor insanlar hiç görmediği insanlar için. İşte tam da bu noktada yıldızlarda yer edinmiş hiç görmediğim bir insanın sözü geliyor aklıma: “Devrimcilik, insanın insanlığa sahip çıkmasıdır.”
Fotoğraf diye başladım söze, çünkü her gördüğümde hüznün öfkeye dönüştüğü diyalektik bir süreç yaşatan biri geliyor aklıma; Paramaz Kızılbaş… Kobanê’nin enternasyonal topraklarında yalnızca ezilen için savaşan değil onları kendine tanım yapan Paramaz. Ermeni olmadan Paramaz olan, devlet yok sayarken, bağlamanın tellerinden çıkan isyanı geçmişten bu yana bastırılan kızılbaş olmadan Kızılbaş olan, Paramaz Kızılbaş. Suphi Nejat Ağırnaslı olarak doğan Paramaz.
İşte O’nun fotoğrafı. Duvarın dibinde akan kana inat gülen, yağmursuz kurak havada zılgıtlarla çiçek büyüten o gülüşün fotoğrafı. Bir halk için ölümün yokluğunda yaşamanın sonsuzluğunun fotoğrafı. Bize doğanın diyalektiğinin öğrettiği, ölümün içinde yaşamı büyütmenin, gelişenin güzelleşenin fotoğrafı.
Suphi, Neverland’ına gitti…
Küreselleşen kötülüğün ortasında içinde büyümeyen bir “çocukla” yaşayan Suphi, ezilenlerin yoldaşlaşmasının ne anlama geldiğini bizlere ezilen yerimize dokunarak gösterdi. Suphi için hep gitmeyi hayallediği Neverland yaşamı çoğaltmanın adresi olan Kobanê idi. Annesine yazdığı mektupta kendisinin de ifade ettiği gibi kaç kere canlı canlı bir devrime tanık olma fırsatı buluyordu ki insan. Suphi’nin Neverland’ı, topraksız, adsız ve lisansız yaşamaya mahkum edilmiş bir halkın topraklarıydı.
Suphi’nin Neverland’ını anlamak, elleri omuzlarına değmediği halde, farklı dil, renk, zılgıt ve ağıtlarla yanan isyan ateşinin başında halaya duran yoldaşlaşmayı anlamaktır. Haziran’ın Taksim’inden Kobanê için halaya durmaktır. O’nun fotoğrafı, o karşılıksız tebessümün fotoğrafı; aynı zamanda direnişin fotoğrafıdır. Umut ve direniş biri olmadan diğerinin olmadığının kanıtıdır. Direniş umutla başlar ki umudunu kaybedenin direnmek için bir nedeni de yoktur. İşte tam da bu noktada umut eden hep gülümser ve kapitalizm koşullarında gerçek aşk gibi gerçek gülüşte direniştir. Kapitalizmin anti tezidir.
Suphi, kapitalizmin antitezidir…
Bencilleşmenin, “biz” yerine “ben” demenin bir yaşam biçimi olduğu kapitalizm koşullarında Suphi’nin eylemi, “Ben”i yıkmanın onun yıkıntısında “biz”i büyütmenin ifadesidir. Suphi’nin eylemi, Taksim’den Kobanê’ye; Ethem’e, Ali İsmail’e, Ahmet’e, Berkin’e, Abdullah’a, Mehmet’e, Medeni’ye, Hasan Ferit’e ve Suphi Nejat Ağırnaslı’ya aynı pencereden bakmanın ifadesidir. Bu pencere sınıfsallığın penceresidir. Ezilenlerin yoldaşlığı sınıfsaldır ve bu şekilde başarıya ulaşır.
O duvarın dibindeki tabessüm tüm bir halkın ve mücadelesinin tebessümüdür ya da O’nun ifadesiyle “Hayal Gücü İktidara!

one cıkanlar