Nejat (Paramaz Kızılbaş) ve Devletlû Olmayan bir Türklük Tahayyülü: Nasıl Bir Türkçü Siyaset? (1)

İlker Cörüt

Nejat’ın eylemi ve sözünün örtük olarak çağırdığı ama yine bu eylem ve sözün belirtik içeriğinin üstünü kolayca örtebileceği bir ihtimalin adını koymak için yazıyorum bu yazıyı. Ayşe Paşakapılı’da Deniz Gezmiş’i gören bir komünisti, Paramaz Kızılbaş’da radikal Türkçü bir siyasetin olanaklarını görmeye çalışarak yâd etmek istiyorum.
Nejat’ın şehadetinin anlamı üzerine çok şey söylenebilir şüphesiz. Nejat’ın şehadeti her şeyden önce Türk milliyetçiliğinin eleştirisidir. Türklüğü bu ülkenin ev sahibi yapan ve devletleştiren üç tarihsel temel dışlamanın kurbanlarıyla özdeşleşti Nejat. Ermeni değildi, Ermeni devrimci Paramaz oldu; Alevi değildi, Kızılbaş oldu; Kürt değildi ama Kobani’de elde silah Kürt yoldaşlarıyla yan yana savaşarak öldü.
Bu özdeşleşmelere bakarak, Nejat’ın şehadeti, kimliksiz, yersiz yurtsuz, vatansız bir enternasyonalist komünistin şehadeti olarak anlaşılabilir. Zannedersem hâkim algılayış da bu şekilde. Ben bu yoruma iştirak etmiyorum. Nejat Kobani’ye Türklüğü üstlenerek gitmiştir. Nejat’ın Kobani’ye gelişi Türklüğe hiç değmeyen bir şey olsaydı, Nejat kendi eylemini sembolize etmek için Türklüğü çağıran bir kod ad almazdı. Oysaki Nejat, Paramaz (Ermenilik), Kızılbaş (Alevilik) ve Kobani (Kürtlük) gibi Türklüğün ötekileri olmak dışında aralarında bir eşdeğerlik ilişkisi kurmanın mümkün olmadığı üç tarihsel farklılığı kendi eyleminde eşitleyerek Kobani’deki varlığını Türklüğün sanal bakış açısına göre kurar. Kürt Kobani’deki Paramaz Kızılbaş’ın sembolik özdeşleşmesi Türklükledir.
Peki, nasıl bir Türklükle sembolik özdeşlik kurar Nejat? Şöyle düşünüyorum: Nejat, Türklüğü Türklük üzerinden dolaysız biçimde, yani “bir Türk olarak” değil, Türklüğün ötekileriyle özdeşleşmek suretiyle çağırır. “Türklüğün ötekileriyle özdeşleşerek Türklük nasıl çağrılabilir ki, Nejat’ınki olsa olsa Türklüğün bir tamlık olarak imkânsızlığına vurgu yapan bir antagonizmayla özdeşleşme edimidir” şeklinde gayet makul bir itiraz getirilebilir. Bu itirazın dikkate almadığı husus, Nejat’ın Türklüğün ötekileriyle özdeşleşmesinin Türk milliyetçiliğine karşı savaşı sırasında ortaya çıkmadığıdır. Nejat, Türklükle ve Türk milliyetçiliğiyle ancak dolaylı biçimde ilişkili, onun tarafından belirlenmeyen bir bağlamda Türklüğün ötekileriyle özdeşleşir. Demem o ki, bağlamıyla değerlendirildiğinde, bu özdeşleşmeyi Türklüğün imkânsızlığına vurgu yapan bir antagonizmayla özdeşleşme edimi olarak değil, Nejat’ın Türklükle özdeşleşmesinin özgül biçimi olarak görmek daha doğru olacaktır. Dolayısıyla Nejat’ın Türklüğüne giden yol Paramaz’dan, Kızılbaş’dan ve Kobani’den geçer. Ermeniyi, Aleviyi ve Kürdü ötekileştiren şiddetle hesaplaşılmadan Nejat’ın Türklüğüne varılamaz. Nejat Kobani’de Türklüğün pratik bir öz-eleştirisini vermiştir. Bir kere bu tespit yapıldığında, şu çıkarımda da bulunmak gerekecektir: Nejat’ın eyleminin komünistliği, Türklüğü terkinde cisimleşen bir aidiyetsizleşme jestinde değil, başka pek çok şeyin yanında, Türklüğün ve devletin özdeşliğini bozan aralıkta, devletsiz bir Türklük tahayyülünün imkânına yapılan sessiz vurguda vuku bulur.
Sessiz vurguda diyorum, zira bildiğimiz kadarıyla, Nejat eyleminin bilinçdışında almış olduğu pozisyonu mantıki sonuçlarına götürmez ve bu vurguya pozitif bir içerik vermez. Türklüğü açıkça üstlenerek, “bir Türk olarak” kendi konumunu ifade etmez; Türklüğün içinden konuşmaz. Ne Menkıbe’de ne annesine yazdığı veda mektuplarında ne de arkadaşlarına bıraktığı ve siyasi vasiyetini de içeren harikulade metinde Türklüğü sınırlarına zorlayan Türk Nejat’ın sesini duyamayız. Bu, Nejat’ın almış olduğu konumun ancak dolaylı olarak alınabilecek bir konum olmasından mı, yani Türklüğün içinden, “bir Türk olarak”, ötekileri olmayan bir Türklüğü telaffuzun yapısal olarak mümkün olmamasından mı kaynaklanır? Devletsiz Türklük bir oksimoron mudur? Türklük ancak yüzleşilip bir kenara bırakılması gereken bir yük müdür? Aslında Türklüğün ne olduğu gibi skolastik ve kurgusal bir zeminde değil de (bkz. İstiklal Marşı Derneği ve İsmet Özel) sosyolojik bir gerçeklik olarak Türklüğün koordinatlarından hareket edecek olursak bu soruları şu şekilde de yeniden formüle edebiliriz: Vatanı Anadolu, dini İslam, dili Türkçe, bayrağı Türk bayrağı, marşı İstiklal marşı olan gerçek bir sosyolojik varlık olarak gerçek etkiler üreten Türklük, devleti, kapitalizmi, patriyarkayı, faşizmi bünyevi olarak üretmek zorunda mıdır? “Anadolu”, “İslam”, “Türklük”, “Türk bayrağı” ve “İstiklal Marşı” öğelerinin olası bütün eklemlenme biçimleri tahakküm yapıları üretmeye yazgılı mıdır? Nejat`ın eyleminin bilinçdışı ve Nejat’ın siyasal-teorik bilinci arasındaki varsaydığım mesafenin biraz üzerine gittiğinizde sessiz sedasız ama tarihi bir biçimde önünüze koyacağı sorulardır bunlar.
Nejat’ın suskunluğu semptomatiktir ve bizi Nejat’ın sınır tanımayan eleştirelliğinin imkânı ve bedeli sorusuna götürür. Nejat’ın acımasız eleştirelliği her şeyden önce onun yersiz-yurtsuzluğuyla ilişkilidir. (Nejat Türklüğü üstlenmesine üstlenmektedir, ama nihayetinde o “Söke'de kaçak doğmuş, Türkiyeli bir Duisburglu, Claubergli; Türkiye'deyse her neyse işte o odur.”) Komünizm Nejat’a göre yersiz-yurtsuzluğun, aidiyetsizliğin mümkün kıldığı dışarıdanlığın, her türlü tikel çıkar ve tahakküm ilişkisinden azadeliğin yok-yeridir, bir boşluktur, Neverland’dir; dünyevi bir konumu yoktur ve ancak bir masal diyarı olarak tahayyül edilebilir. Nejat’ın komünisti, hiçbir tikele yerleşik olmayan, hiçbir tikelin kavram seti, bakış açısı, varsayımları, çıkarları ve değer yargılarıyla sınırlı olmayan, dolayısıyla kurulu düzene (topluma) dışarıdan bakarak bireylerin ve toplulukların özerkleşme eğilimlerini fark edebilecek ve bu eğilimlerin toplumun sürekliliğinde yarattığı bünyevi kesintiler, arızalar, antagonizmalarla toplumu çözmek üzere özdeşleşecek kişidir. Bambaşkalıkları farka indirgeyen, böylece onları tahakküm altına alan bir fark sistemi olarak toplum hiçbir zaman kendisini kapatamayacağı için her zaman bir iç savaş toplumudur. Komüniste düşen vazife, toplulukları sürekli bir iç savaş hali olarak topluma mahkûm eden halk ve emek dolayımlarını çözmek üzere iç savaşa yön vermektir. Sınır tanımayan, yersiz-yurtsuz, her özdeşlik iddiası karşısında müthiş şüpheci bir komünist tavırdır Nejat’ınki.
Bu tavır Nejat’ın zekâsıyla birleşince acımasız bir eleştirelliği mümkün kılar, ancak Nejat’a bir bedeli de yok değildir. Menkıbe üzerinden bakılacak olursa, Nejat yerellik ve yerelleşme tartışmasını es geçer, hegemonya mücadelesi fikrini ise toplumu tadil ve iç savaşı tehir ettiği gerekçesiyle alenen mahkûm eder. Zira bir yok-yer olarak, bir imkânsızlık, bir masal diyarı olarak tasavvur edilen komünizm doğası gereği bir yer-yurt edinerek yerelleşemez, pozitif bir bedene bürünemez. Komünizm ancak mutlak bir olumsuzlama olarak, antagonizmayla dolaysız bir özdeşleşme olarak dünyevileşebilir. Dolayısıyla pozitifliği içinde kimlik ancak kapatıcı, sınırlayıcı bir şey olarak görülür Nejat’a. Örneğin Kürt hareketi bağlamında Menkıbe’de şunları söyler: “PKK, “sosyal devrimi” kontrol etmekte ustalaşmıştır, orada zira devrimin dolayımı daima sosyaldir; halk bir arada tutulmalıdır. Bu yüzden Kürt Kadın Hareketi’nin erkek egemenliğinin eleştirisinde toslayacağı sınır, daima Kürtlerin bir arada tutulma kaygısı tarafından ziyadesiyle belirlenecektir, söylem ötesini işaret etse dahi.” Nejat muhtemelen Kobani’den sonra bu görüşlerini gözden geçirecek, toplumun “birliğinin”, kimliğin, komünist eylem için sadece bir sınır değil aynı zamanda bir imkân olduğunu da vurgulayacaktı. Ancak hem Menkıbe’de hem de veda mektubunda almış olduğu konum nettir: Ya Komünizm (Neverland) ya Toplum (büyümek). Hegemonya ve yerelleşmenin komünizmle ilişkisini ancak antagonist bir karşıtlık, birbirini inkar olarak tasavvur eder Nejat. Dolayısıyla, kimliği ancak negatifliği içinde, bir antagonizmayı cisimleştirdiği durum ve ölçüde olumlayan Nejat’ın Türklük üzerinden komünizmi düşünmesi herhalde olacak iş değildir.
“Ne var bunda, Nejat haklı, hegemonya mücadelesi ve yerelleşme fikirleri komünizmin yersiz-yurtsuz eleştirelliğini evcilleştirmeye hizmet eder” şeklinde bir itiraz gelebilir. Bu itiraza yine Nejat’ın terminolojisine başvurarak, onun iç savaş ve iç savaşın toplumu çözmek üzere derinleştirilmesi kavramlarını kullanarak şöyle bir karşı-itirazda bulunmak isterim. İç savaş adı üstünde bir toplumun içinde patlak veren savaş değil midir? Dolayısıyla bir toplumun iç savaşına müdahil olup yön vermek için her şeyden önce o toplumun içinde olmak gerekmez mi? Eğer komünist, dışarıdan gazel okumak ya da toplum karşısında (ama yine dışarıdan) etik ve estetik bir tavır almakla yetinecek bir özne değilse, kendi aidiyetsizliğini kutlamakla yetinmeyecekse, antagonizma üzerinden toplumla ilişkilenerek onu çözmeye çalışan bir dışarıdanlığı cisimleştirmek yerine, toplum dolayımıyla antagonizmayla özdeşleşerek toplumu kendi çözülüşüne yürüten bir organizatör, zamana yayılmış kutlu bir intiharın provokatörü olması gerekmez mi? Nejat’ın şu satırları yazarken kastettiği şey tam da bu değil midir aslında: “Türkiye’yi çözümlemek istiyorsanız Ogün Samast’ı anlamak zorundasınız… Ogün Samast’ı çözümlemek, Radikal gazetesine yakışır vicdancılığın ve BDP’lilerle birlikte gaz yemeyi (bir ihtimal tutuklanmak) betimleyen Kürtseverlikten öte Türkiye coğrafyasında devrimci ihtimalleri keşfe çıkmaktır, … Elite haset faşizme karşı elitist demokrasiyi değil, komünizmi aramaktır. Ogün Samast’ı yaratan düzlemde onun bir komünar olabilme olasılıklarını yoklamaktır…. Bunu yapmamak demokratlıktır, demos’un sürekliliğine oynamaktır, yeniden üretimin vekili olmaktır, kopuş, dağılış ve komünist zeminde yeniden örgütlenme g-i-r-i-ş-i-m-i değildir!”
Nejat’ın siyasal teorik bilinci ve eyleminin bilinçdışı arasındaki mesafeyi katedelim ve soruyu şu şekilde soralım o halde: Paramaz Kızılbaş bir Türk olsaydı nasıl bir Türk olurdu? Nejat Türklüğün özeleştirisini Kobani’de değil de Türkiye’de verecek olsaydı nasıl bir yol tutması icap ederdi? Türklüğü devletten boşayan ve fakat hala Türklüğü açıkça üstlenmekte ve Türklüğün içinden konuşmakta ısrarlı bir radikal Türkçü özeleştiri siyaseti önümüze nasıl perspektifler koyardı? Böyle bir siyaset Trabzon’da, Ordu’da, Erzurum’da, Isparta’da, Çankırı’da, Afyon’da, Konya’da ne gibi şekiller alırdı, ne gibi söylemler ve öznellikler üretirdi, nasıl mimariler yaratırdı, nasıl bir ekonomi ortaya çıkarırdı? Açık ki, bu tarz bir Türkçülükte söz konusu olan şey, müşterinin hassasiyetlerini kollayan bir tezgahtar uyanıklığından ve kitlelere ayar vermekten ibaret bir oportünist hegemonya girişimi olamaz (bkz. SİP/TKP ve yurtseverlik tartışmaları). Söz konusu olan yalnız zarf değil, mazruftur da. Sevgili Nejat’ın şehadetinin biz Türkleri (Türkiyelileri değil) hem Türklüğü hem komünizmi yeniden düşünmeye davet eden radikal bir Türk etno-politik hareketi tahayyül etmeye yönelik sessiz bir çağrıyı cisimleştirdiğini iddia ediyorum. Ancak ötekilerini olumsuzlayarak kendini olumlayabilen Türk milliyetçiliğinin zavallı devletlû Türklüğüne karşı, kendini-değerli kılmayı ve Türklüğü yüceltmeyi esas alan bir Türkçü siyaset ve teori üzerine düşünelim diyorum.
Hayal Gücü İktidara!

one cıkanlar