Hikmet ACUN – Suphi Nejat Ağrınaslı Anması

Nejat’ın sevgili dostları, yoldaşları hoş geldiniz.

Önce buradan bizler adına daha, 1840’larda Osmanlı topraklarına Kafkaslar üzerinden ilk devrimci ve komünist fikirleri sokan Gürcü öncülerimizi selamlıyor ve saygıyla yad ediyorum.Selanik, İstanbul, İzmir, Kütahya, Konya’da ilk işçi harketlerini örgütleyen Osmanlı’da işçilerin devrimci fikirlerle buluşmasının köprüsünü kuran Sefarad, ve Aşkenaz Yahudisi devrimcileri, öncüleri saygıyla yad ediyorum.Osmanlı’nın geleceği henüz devrimci müzakereye açıkken, ilk sokak örgütlenmesi ve direnme biçimlerini tarihe sokan Rum,Sırp, Müslüman devrimcileri minnetle yad ediyorum.Osmanlı’nın çöküş döneminde tarih treninin raydan çıkarmak ve özgür bir Anadolu yaratmak için Beyazıd Meydan’ından geleceğe devrimci cüreti ve iradeyi bırakan Matheos Sarkisyan ve 19 yoldaşının önünde hepimiz adına saygıyla eğiliyorum.

Osmanlı’nın işçi ve köylülerini örgütlemek için canlarını veren Mustafa Suphi ve yoldaşlarını saygıyla yad ediyorum.Bugün hepimiz adına bir hakkı teslim etmemiz gerekiyor. Denizler, Mahirler, İbo’lar bir kısa devre yaratıp, devrimciliğin bir imkanı olarak tarihe girmişlerse, onları devrimci failler olarak tarihe sokan şey; onları devrimci olarak mümkün kılan itici güç, 1915 Haziran’ında darağacında geleneği kuran Paramaz ve 19 yoldaşıdır. Deniz, İbo, Mahir, Paramazların tarihe ikinci kez girişidir. Bu bakımdan Deniz, Mahir, İbo’yu Matheos Sarkisyanların yanına koyup, derin sevgi ve minetle anıyorum.
Yakın tarihte irade nedir ve nasıl tarihe girer sorusuna cevap olan, devrimciliğin büyük dönüştürücü gücünün muazzam deneyimini bu topraklara sokan, Mazlum Doğan’dan, Haki Karer, Kemal Pir’e,büyük tevazusuyla tarih yapan kürt devrimcileri ve şehitlerini minetle yad ediyorum.Serhad’tan, Botan’a, Rojava’ya o dağların mor kokulu kadınlarını ve erkeklerini sevgiyle selamlıyorum.Erdal Eren’den, Tamer Arda’ya, Necdet Adalı’dan,Osman Yoldaşçan’a kadar devrimci mücadelede hayatını yitirmiş, adını zikrettiğimiz, zikretmediğimiz tüm devrimci öncülerimizin, en iyilerimizin önünde saygıyla eğiliyor ve minnetle yad ediyorum.

Daha çok yakında Rojava’da yaşamını yitirmiş yoldaşım, kardeşim Aziz’i sevgi yle anıyorum. Onun siperde bile gülen yüzünü, cepheye çağrı yapıldığında en önde giden devrimci telaşını, cüretini, tevazusunu alıp, devrimci destanımızın baş köşesine koyuyorum.Rojava’ya devrim çağırıdığında bir an bile terddüt etmeden giden, savaşan ve kobane direnişinde destan yazan; Serkan’dan, Sibel’e , İvana’ya, Mahir’den , Bedrettine Enternasyonalist tüm şehitlerimizin önünde derin saygıyla eğiliyorum. Rojava’yı katil Daiş çetelerinden kurtarmak ve kendi özgür kaderini tayin etmek için toprağa düşmüş, kadınlı, erkekli tüm Ypg savaşçılarını alıp tarihin başucuna koyuyorum. Onların önünde saygıyla eğiliyorum.Rojava’da devrimci iradeye Türk devrimcisi olarak katılıp, o iradeyi, siperlerde taçlandıran bizim büyük onurumuz olan savaşçılarımıza sevgi ve selamlarımızı gönderiyorum. Onlar, Rojava’da bizim büyük düşlerimizin öncüleridirler. Rojava Devriminin öz çocukları ve kardeşleridirler. O kardeş elleri bir kez daha selamlıyorum.

Sevgili Dostlar

Bugün burada bir komünisti anıyoruz. Aklı, zikiri, duygusuyla bir komünist, devrimciyi anıyoruz. Bir baba olarak konuşmak benim için oldukça zor. Nejat gibi bir komünistin yoldaşı olarak konuşmak daha da zor. Bağzı şeyleri söyleyip onun hakkını hepimiz adına teslim etmeme izin verin. Birincisi Nejat bu dünyayı hiç sevmedi ve barışamadı. Bu dünyayı cidiye almadı. Bu dünyayı ve onu ele geçirmiş insanla da barışık olmadı. İnsana dair kurulmuş yüceltmeleri de ciddiye almadı. Bu dünyanın ona vaad ettiği her türlü hileye sırtını dönme cesaretini gösterdi. Ne bir unvan, ne bir mülkiyet ne de kendine bir yer talep etti. Belki de kendini yalnızca varlık olarak kurarak bu dünyaya kafa tuttu. Kapitalizmin insanı nesneleştirmediğini tersine kurduğu ters toplumsal ilişkiler sayesinde meta-özne olarak olarak durmaksızın inşa ettiğini keskin zekasıyla erken görebildi. Bireyin artık istese de bu dünyanın fantastik öznesi olmaktan kurulmasının mümkün olmadığını gördü. Tam da böyle baktığı için, dünyaya dair geleceği; dünyayı insandan kurtarmakla mümkün olduğunu gördü. Bu yüzden, bu katı dünyanın meta- zamanını aşabilecek tek çıkışın toplumda bir yarılma yaratımasıyla mümkün olduğunu gördü. Bu yüzden, “sizin halk dediğiniz şey, bir iç savaştır” dedi. Bu yüzden “iç savaş” kavramına derinlikli anlamlar kattı.Bu yüzden 71 çıkışı derken, Denizler, Mahirler , İbolar derken, kısa devre demesi, onların eylemlerini bir olasılık yoklaması olarak görmesi bundandı.

Nejat daha genç yaşında Marksizmle tanışmış olması, Marks’ın dünyasını orijinal Almanca dilinde izlemesi, Marks’ın arka planına, Spinoza, Kant, Hegel’le tanışık olması daha önemlisi Marks’ın cevaplarına değil, zihinine ve kavramlarına hakim olması muazzam bir teorik birikim sağlarken, ilginçtir az insanda görünen şekilde Nejat, teorinin kuruculuğuyla da arasına bir mesafe koyabildi. Bu durum oldukça ilginçtir. Marks’tan, Post- yapısalcılara uzanan bir düşünsel alana hakim olup, buna da bir mesafe koymak, failliği, teorinin önüne koymak onun gibi bir insan için oldukça cesurca bir duruştur.

Nejat arayan bir insandı. Kafasındaki hikayeyi anlatacağı ve gerçek kılacağı bir arayış insanıydı. Hazır cevaplara inat, sorusu olan bir insandı. Belkide devrimcilik tam da sorularla bu dünyayı aşmaktadır diye arayan bir insan. Ama Nejat soru sormanın da bir yere kadar olduğunu, modern bir miras olduğunu ve onun da bir çıkmaz olduğunu biliyordu. Bu yüzden faillik Nejat’ın bütün varoluşsal hikayesinin açıklayanıdır. Nejat bu yüzden ölümüyle bir soru değil, failliğe bir çağrıdır, bir manifestodur. Kobane onun için soru dan failliğe varıştır.

Nejat, Türkçeye yanlış çevrilmiş Marks’ın pekçok kavramını yeniden çevirerek, o kavramlara hak ettiği değeri tekrar verdi. Fülbert’in “Kapital Kompakt “ kitabını bu yüzden çevirdi. Türkiye’de doğru dürüst Marks okumaları olmadığı için, özellikle Kapital okumaları olmadığı için Marks’ın “ Sözde İlksel Birikim” mevzusu anlaşılsın diye, Kobane’ye gitmeden önce Martin Rheinheimer’in “Yoksullar, Dilenciler Ve Berduşlar “ kitabını çevirdi. Filistin meselesinin; Siyonizm, islam ikileminin dışında sermayenin yeniden üretimi meselesi olduğu anlaşılsın diye “Filistin Tarihi”ni çevirip bıraktı. Yine Ermeni meselesi üzerine bir kitabın yarısını çevirip bıraktı. Nejat böyle bir Nejat olarak savaşa gitti.

Nejat aksi zekaya sahip bir insandı. Bu, belkide daha genç yaşında kendi düşünsel yöntemini ve zihni araçlarını geliştirmiş olmasıyla ilgilidir. Nejat zihinsel envanterini oluşturma konusunda oldukça seçiciydi. Her şeyle ilgilenmezdi. Bu şu demekti; Nejat bildiğimiz ve kullanımda olan bir entelektüel modelinin iflas ettiği bir adamdı. Yani kullanımda olan entelektüel modelin dışındaydı. Burada aramızda geçen bir konuşmayı anlatmalıyım. Birgün Nejat’la sohbet ederken ben Nejat’a dedim ki; “ Yahu bugüne kadar edindiğimiz fikri araçlar bize tarihi üretici güçler üzerinden okumamızı tembihledi. Tamam da kapitalizm özellikle son 60 yılda muazzam şekilde tüketici güçler biriktirdi, yığdı ve tarihe soktu. 20. Yüzyılın bu lanetli yeni fenomeni artık Marks’ın meta fetişizmini de aşan yıkıcı bir durum. Millet modern, post- modern işlerle uğraşırken kimse bu yeni yıkıcı gücü göremedi. Marks’ın ilksel birikim mevzusunu belkide artık tüketici güçler üzerinden okumamamız gerekecek. Tükeci güçler hem iktidarın üretiminde hem de birikimin ve yoksulların ele geçirilmesinde emekten daha yıkıcı bir alana girdi” diye bir cümle kurdum. Nejat dinledi en muzip haliyle bana dönüp , “şimdi aklıma Gemide filminde ki KAMİL repliği geldi dedi. Nereden çıktı lan bu Kamil dedim. Valla Gemide filmindeki karakterler, Tüketici Güçlerin resmi geçidi gibi. Ayrıca adamların gramerinin açıkladığını Heidegger amcayı getirsen açıklaya