Yunanistan: Birinci Aşama (Stathis Kouvelakis’le Röportaj)

“Yunanistan’la en iyi dayanışma kendi ülkenizde siyasi güç kazanarak güçler dengesini değiştirmekten geçiyor.”

Syriza’nın iktidara yaklaşmasıyla birlikte, internet âlemi analizler, görüş yazıları, destek ve ithamlarla dolup taştı. Stathis Kouvelakis ile ayın başında yapılan bu röportajda [İngilizcede yayımlandığı tarih 22 0cak 2015, Jacobin] bu siyasal oluşumun kökenlerini, gidişatı ve karşılaşacağı olası zorlukları anlamak adına, eleştirel bir mesafe alıyoruz.

Bunu yapmak için de, şaşırtıcı bir çeşitlilik arz eden Yunan Radikal Solu’nun kendi içindeki güçlükleri kurcalamaktan çekinmedik. Zaten partinin iktidara geldiğinde karşılaşacağı somut ve acil zorlukların bazılarından Kouvealakis de bahsetti.

Kouvelakis, Syriza’nın merkez komite üyesi ve partinin Sol Platformu’nun önderlerinden. Kendisi King’s College’da Siyaset Teorisi hocası, Philosophy and Revolution from Kant to Marx’ın yazarı, aynı zamanda da Lenin Reloaded [Yeniden Lenin, çev. Cumhur Atay, 2011, Otonom ve Critical Companion Contemporary Marxism’in [Çağdaş Marksizm İçin Eleştirel Kılavuz, çev. Şükrü Alpagut, Yordam, 2014] editörlerinden.

Bu mülakat, Sebastian Budgen tarafından Jacobin dergisi için yapıldı. Budgen, Verso Books editörlerinden ve Historical Materialism dergisinin yayın kurulunda yer alıyor.

[Bu çeviri metin, Çeviri Komünü ve Dünyadan Çeviri bloğunun ortak çalışmasıdır.]

Bize biraz Syriza’dan bahseder misin; radikal sol partilerin bu koalisyonu ne zaman ve nasıl ortaya çıktı?

Syriza, birçok farklı örgüt tarafından 2004’te bir seçim ittifakı olarak kuruldu. En büyük bileşeni Alexis Tsipras’ın partisi Synaspismos’du (ismi başlangıçta Sol ve İlerleme Koalisyonu’ydu, sonradan Sol ve Hareketler Koalisyonu oldu). Synaspismos, komünist hareket içerisindeki bir dizi ayrışmadan sonra kurulmuştu ve 1991’den beridir varlığını ayrı bir parti olarak sürdürüyordu.

Diğer yandan Syriza çok daha küçük oluşumlar da içeriyor. Bunların bazıları eski Yunan aşırı solundan, özellikle ülkenin ana Maoist gruplarından olan Yunanistan Komünist Örgütü’nden (KOE) gelenler. Bu örgütün Mayıs 2012 seçimlerinde meclise giren üç milletvekili vardı. Aynı şey Troçkist bir gelenekten gelen İşçilerin Enternasyonalist Solu (DEA) ve çoğunlukla komünist geçmişi olan diğer birçok grup için de geçerli. Örneğin, eski Komünist Parti (İç) çıkışlı Komünist Ekolojik Sol Yenilenme (AKOA).

Syriza koalisyonu 2004’te kuruldu ve başlarda mütevazi diyebileceğimiz bir başarısı vardı. Buna karşın %3’lük barajı aşıp meclise girmeyi de başardı. Uzun lafın kısası, Syriza Yunan radikal solunun görece karmaşık bir şekilde yeniden harmanlanmasından meydana geldi.

1968’den itibaren radikal sol iki kutba ayrılıyor. İlk kutup, Yunan Komünist Partisi (KKE), ki kendisi de kendi içinde iki bölünme yaşamıştı: İlki 1968’de Albaylar Cuntası zamanında Avrokomünizm eğilimli KKE’nin (İç) ortaya çıkmasına yol açan bölünme, ikincisi de 1991’de Sovyetler’in dağılmasından sonraki.

Avrokomünist parti 1987’de bir bölünme yaşadı. Bu bölünmede, ta en başından Synaspismos’a katılan Yunan Solu (EAR) sağcı, AKOA olarak yenilenen kesim ise solcu kanadı oluşturuyordu. Bu bölünmelerden sonra geriye kalan KKE oldukça gelenekçi, 1991’deki bölünmelerden sonra daha da bir katılaşan Stalinist bir çerçeveye yapışıp kalmış bir parti haline geldi. Partinin yeniden kuruluşu sekter ve kavgacı bir zemin üzerine oldu. Yine de işçi sınıfı, halk katmanları ve bunun yanı sıra, özellikle öğrenciler olmak üzere gençlik arasında hatırı sayılır bir destekçi tabanına ulaşmayı başardı.

Diğer kutup, Synaspismos, 2004’te Syriza’nın kuruluşuyla genişlemeye başladı; ki zaten kendisi de zamanında KKE’den ayrılan iki farklı grubun birleşmesiyle ortaya çıkmıştı. Synaspismos zaman içerisinde belirgin şekilde değişti. 90’ların başında Maastricht Anlaşması’nı imzalayabilecek bir partiydi ve temel olarak sol yelpazenin ortasındaydı.

Ama işte heterojen bir partiydi ve içinde bir sürü değişik akımı barındırıyordu. Çok çetin geçen iç mücadeleler, partinin sağ ve sol kanatlarını karşı karşıya getirdi ve sağ kanat yavaş yavaş kontrolü kaybetti. Syriza’nın kuruluşu da Synaspismos’un sola dönüşünü bir anlamda resmileştirdi.

Komünist geleneğin Synaspismos’a ne gibi bir etkisi oldu?

Parti kültürünün genelinde, komünist matris açık bir şekilde hissediliyor. Partiyi oluşturan iki parçadan biri, 70’lerden itibaren beliren Yeni Toplumsal Hareketlere açılım yapan Avrokomünist-etkisinde bir eğilimden geliyor. Bu açılım sayesinde parti örgütsel ve teorik referans noktalarını yenilemede, radikalizmin yeni biçimlerini kendi mevcut Komünist yapısına aşılayabilmede yetkin olduğunu kanıtladı.

Syriza, bir yandan sendikal harekete kayda değer müdahaleler yapmaya devam ederken, diğer yandan feminist hareketler, gençlik hareketleri, alternatif küreselleşme ve ırkçılık karşıtı hareketler ile LGBT akımları ile ilişkiye geçme konusunda da rahat bir parti. Diğer parça, 1991’de KKE’den ayrılan kadro ve üyeler katmanından geliyor. Bunların büyük kısmı şimdi Sol Akım içerisinde yer alıyor. Aynı zamanda önderlikteki çoğunluk grubunun üyelerinin ve kadroların da birçoğu bu çizgiden geliyor.

Parti kadrolarının ve aktivist tabanının ana olarak eğitimli ücretliler, diplomalılar olduğunu da belirtmemiz gerekiyor. Çok kentli bir seçmen, aydınlar arasında çok güçlü bağları olan bir parti. 1989-1991 ayrışmalarından bu yana aydın çevrelerle bu türden ayrıcalıklı bir ilişkiyi kaybetmiş olan KKE’nin aksine Synaspismos, çok yakın bir zamana kadar yükseköğretim sendikasında mutlak çoğunluğa sahipti.

Parti önderliği ayrıca komünist damgası taşıyor. Tsipras’ın yaşı seni şaşırtmasın: kendisi 1990’ların başında KKE gençlik örgütünde bir aktivist olarak başladı. Eski kadroların ve önderlerin birçoğu yeraltı döneminde yan yana mücadele verdiler ve hapishaneden ve sınır dışı kamplarından geçmiş insanlar.

Tam da bu nedenden dolayı Yunan radikal solunda bir kardeş kavgası atmosferi var, gerçi şu an sadece KKE bunu sürdürüyor (Synaspismos ve sonra da Syriza’yı “hain” diye yaftalıyor ve bu nedenle Syriza onlar için “baş düşmanı” temsil ediyor). Bundandır ki, Syriza Mayıs 2012 seçimlerinden sonra neredeyse tüm partilerle iki ilişkiler kurduğunda –hükümet kurmayı denemeye hakkı olduğu zaman yani- KKE görüşmeyi dahi reddetti.

Peki, Syriza’nın çizgisini nasıl tanımlarsın? Bu koalisyonun da antikapitalist bir hat izlediğini mi söylersin yoksa faaliyeti daha aşamalı, reformist bir yaklaşımın mı parçası?

Programatik ve ideolojik kimliğine bakılırsa, Syriza’nın oldukça antikapitalist bir çizgisi var; ve kendisini sosyal demokrasiden çok keskin bir şekilde ayrıştırdı. Bu nokta, Synaspismos’taki sosyal demokratlarla ittifak eğilimlerinin, gerek yerel düzeyde gerekse sendikal harekette, sosyal demokratlarla hiçbir anlaşmaya ya da koalisyona yanaşmayan eğilimlerce alaşağı edildiği Synaspismos’un kendi içindeki mücadele tarihini düşündüğümüzde daha önemli bir hal alıyor.

2006’da Alekos Alavanos’un başkan seçilmesiyle, Synaspismos’un Sosyal Demokrat kanadı, kontrolü tamamen yitirdi. Neredeyse tamamını Avrokomünist sağ grup çıkışlı EAR’lilerin oluşturduğu ve Fotis Kouvelis önderliğindeki bu sağ grup da nihai olarak Synaspismos’tan ayrılıp Demokratik Sol (Dimar) adında, PASOK ve radikal sol arasında orta yol olduğunu iddia eden bir parti kurdu.

Dolayısıyla Syriza, iktidar meselesini, seçim ittifakları ve sandıktaki başarıyla tabandan gelen mücadele ve seferberliğin diyalektiğine vurgu yaparak ele alan antikapitalist bir oluşum. Bu da şu anlama geliyor: Syriza ve Synaspismos kendilerini sınıf mücadelesi partileri olarak görüyor; yani belirli sınıf çıkarlarının temsilcisi olan bir oluşum olarak.

Yapmak istedikleri şey mevcut sisteme karşı kökten bir karşıtlığı (antagonizmayı) geliştirmek. Adlarının “Syriza” yani “radikal solun koalisyonu” olması da işte bu yüzden. Radikalizm ısrarı da, partinin kimliğinin çok hayati bir parçasını oluşturuyor.

Syriza Aktivistleri arasındaki güç ilişkileri ne durumda? Bir de, bu koalisyonu meydana getiren oluşumların her birinde ne kadar insan var?

2012’de, Synaspismos’un yaklaşık 16.000 üyesi vardı. Maoist KOE ise 1.000-1500 civarında aktiviste sahipti. Aynı şeyi üç aşağı beş yukarı AKOA için de söyleyebiliriz.

Synaspismos’un pratiği ve örgütsel formu, ideolojik pozisyon alışıyla bağlantılı olarak gelişti. Geleneğine baktığımızda, bir “aktivistler partisi” olmakla pek alakası yoktu, daha ziyade içinde büyük isimler barındıran ve esas itibarıyla seçim odaklı bir partiydi. Fakat partinin örgütsel varlığı ve eylemliliği, iki farklı düzeyde ciddi bir değişim geçirdi.

İlk olarak, Alternatif Küreselleşme ve Irkçılık Karşıtı Hareketlerde gelişen oldukça dinamik bir gençlik. Bu dinamik, partinin gençlik içindeki varlığını güçlendirdi, özellikle de geleneksel olarak pek varlık gösteremediği bir alan olan öğrenciler arasında. Partinin gençlik örgütünün şu anda binlerce üyesi var. Üstelik Tsipras’ın en yakın çevresinin hatırı sayılır bir kısmını bu genç kanattan gelen kadrolar oluşturuyor. Gerçek ideolojik radikalizmle karakterize oluyorlar ve de kendilerini Marksizm ile özdeşleştiriyorlar; çoğunlukla da Althusserci bir tonda.

İkincisi, sendikacılar 2000’lerde Synaspismos’ta daha fazla rol üstlenmeye ve partinin sol kanadının sözcülüğünü yapmaya başladılar. Büyük oranda KKE’den gelen bu sol kanat, ağırlıklı olarak, görece geleneksel sınıf mücadelesi pozisyonlarını savunan ve Avrupa Birliği’ne eleştirel yaklaşan işçi sınıfı unsurlarından oluşuyor.

Bu, partide bugün hiç ılımlı kalmadığı anlamına gelmiyor. Özellikle önde gelen ekonomi sözcüsü Yannis Dragasakis’i ve Fotis Kouvelis’e yakın olan ama onu Dimar yolunda takip etmeyi reddeden bazı kadroları düşünebiliriz.

Şu ana kadarki bölümde Syriza’nın esas olarak şehirli aktivist bir seçmen kitlesi olduğunu söyledin. Peki bu kitle, Syriza’nın % 16,7 oy alıp Yunanistan’da ikinci parti gelerek PASOK’u alt ettiği Mayıs 2012 seçim başarısıyla değişti diyebilir miyiz?

Aynen öyle. 2012’deki Syriza oylarının sosyolojisini anlamak çok çok önemli. Oy veren kitledeki niteliksel dönüşüm, en az oylardaki sayısal sıçrama kadar sarsıcı. Aslında Mayıs ve Haziran 2012’de ne olduğunu anlamak görece kolay. Esas itibarıyla sınıf oylarıydı bunlar. Daha önce büyük oranda PASOK’a oy veren ana kent merkezlerindeki ücretli işçi sınıfı birdenbire PASOK’u bırakıp Syriza’yı seçmişti.

Syriza ilk önce, Yunan nüfusunun üçte birinin yaşadığı Atina’da ve aynı zamanda diğer belli başlı şehir merkezlerinde kendini gösterdi. Şimdi de, Mayıs’taki yerel seçimlerden beri, Atina’nın seçilmiş “bölgesel konsey”ini kontrol ediyor. En fazla oyu da bir zamanlar PASOK ve KKE’nin kalesi sayılan işçi sınıfı ve halk kesimlerinin yaşadığı bölgelerden aldı.

KKE’nin düşüşü işte bu seçim bölgelerinde başladı ve daha da kötüleşecek. Gördük ki KKE seçmeni Syriza’ya geçiyor. Bu hem bir işçi sınıfı oyu, ama aynı zamanda da eğitimli çalışanların –iş piyasasında aktif olan insanların- oyu. Syriza’nın 18-24 ve 24-30 yaş arasından aldığı oy, ortalama oyuna yakındı. Ancak, çalışan nüfusun kalbini oluşturan katmandan (30 yaş ve üstü) ortalamasının üzerinde bir oy aldı.

Seçimde en zayıf olduğu katman da ekonomik olarak durgun taşra nüfusu (köylüler de dahil olmak üzere), emekliler, ev kadınları, kendi hesabına çalışanlar ve serbest meslek erbaplarıydı. Yani Syriza’nın ardındaki desteğin dinamiği daha çok ücretli sınıfın oyları (üst tabaka da dahil), halk katmanları ve Yunanistan’ın ana kent merkezlerindeki işsizlere dayanıyor.

Syriza’nın kamu sektörü çalışanları arasındaki desteği ne boyutta?

Seçim sosyolojisi, Syriza’nın Haziran 2012’de kamu çalışanlarında %33, özel sektör çalışanlarında ise %34 oy aldığını gösteriyor: Haziran 2012 ile geçtiğimiz Mayıs’taki Avrupa seçimleri arasında oyların evrimini düşündüğümüzde, kamu sektöründe bir miktar daha yüksek destekle, az çok aynı oranlar. Fakat en iyi sonuçlar, büyük bir sanayi ve işçi sınıfı bölgesi olan ikinci Pire seçim bölgesinde ve kuzey Yunanistan’da, çoğunluğu Müslüman ve Türkçe konuşanlardan oluşan İskeçe’de alındı. Öyle ki Syriza bu bölgeden parlamentoya Türkçe konuşan Müslüman azınlık arasından iki vekil gönderdi.

Syriza’nın 2012’deki ani seçim başarısını nasıl açıklıyorsun?

Değerlendirilmeye alınması gereken üç faktör söz konusu. İlki Yunanistan’daki sosyal ve ekonomik krizin şiddetinde ve meşum memorandumlar (Yunan hükümetinin ülkenin borçlarını geri ödeyebilmesini sağlama almak için Troyka ile imzaladığı anlaşmalar) kapsamında uygulanan kemer sıkma dalgası ile 2010’dan sonraki gelişme güzergâhında yatıyor.

İkinci faktör, Yunanistan’ın (ve şimdi de İspanya’nın) bu sosyal ve ekonomik krizin politik bir krize dönüştüğü yegane ülke olması. Çok istikrarlı bir iki partili yapıya dayanan eski politik sistem çöktü.

Üçüncü faktör ise, halk hareketleri. Radikal Solun yükselişe geçtiği iki Avrupa ülkesinin, geçtiğimiz yıllardaki en büyük toplumsal hareketliliğin yaşandığı Yunanistan ve İspanya olması, bir tesadüf değil. Örneğin, İspanya’da, Indignados (Öfkeliler) hareketi, Yunanistan’daysa daha derin, toplumsal olarak da daha çeşitli bir hareket vardı.

Bu güçlerin çoğu, kendilerini siyasal temsiliyet bağlarının geleneksel biçiminden kurtarıp radikal sola döndü. Toplumun bu dinamiğinin dışında kalan bir kısmıysa krizin başlangıcından bu yana belirgin bir şekilde kendi kabuğuna çekildi ya da aşırı sağa –yani Altın Şafağa- yöneldi.

Ama Syriza’nın seçim başarısı, partinin ta en başından beri memorandumlara ve kemer sıkmaya yönelik şok terapisine koyduğu tepkiyle daha net açıklanır. Bu da özellikle Synaspismos içindeki uzun tartışmalardan; Syriza’nın bir koalisyon olarak kuruluşundan bu yana PASOK’la ittifak fikirlerini reddetmesinden ileri gelir.

Ve Syriza “hareketçi” duyarlılığından kaynaklı olarak, somut şekilde ve pratik olarak kendini geçtiğimiz yıllarda Yunanistan’da gerçekleşen toplumsal hareketlere ve kolektif eylemlere adayabileceğini ispatladı. Ve bunu en tuhaf ve kendiliğinden olanları da dahil olmak üzere, bu hareketlerin özerkliklerine de saygı duyarak yaptı. Örneğin 2011’de şahit olduğumuz kent meydanlarının işgali hareketlerini destekledi, KKE ise bu hareketleri “anti-politik” olarak yaftaladı ve onları küçük burjuva ve de anti-komünist unsurların hakimiyetinde olmakla suçladı.

Syriza, travmatik toplumsal krizle ve bunun insanların gündelik yaşamı üzerindeki somut etkileriyle baş etmek amacıyla yerel düzeydeki dayanışma ağları için de epeyce iş yapmış bir parti. Güçler dengesini ulusal politik yaşam düzeyinde dönüştürme kabiliyetine sahip görünen kurumlarda da yeterince görünürlüğe sahip bir oluşum.

Bununla birlikte, Syriza kamuoyu yoklamalarında 2012 seçim kampanyasının ancak son birkaç haftasında yükselişe geçti. Gerçek sıçrama Tsipras söylemini, KKE, aşırı sol, parlamenter sol ve PASOK’un küçük muhalif unsurlarına uzanan bir ittifak teklifi şeklindeki “kemer sıkma karşıtı bir sol hükümet” kurma önerisine yoğunlaştırdığında gerçekleşti.

Bu, seçim kampanyasının gidişatını değiştiren ve yepyeni bir gündem yaratan bir şey oldu. Sarsıntıyı hissetmeye başlamamız (adeta fiziksel bir şeydi) ve Syriza’nın anket rakamlarının yükselişe geçmesi, bundan sonra oldu. Artık o noktadan sonra, diğer partiler, Yunanistan’ın Troyka memorandumlarının boyunduruğundan silkinmesini sağlayacak somut (hatta ulaşılabilir) bir politik perspektifle ortaya çıkan Syriza’nın teklifine yanıt vermek zorundaydılar.

Bu sol için epey ekümenik bir yaklaşım….

Evet, aynen öyle. Syriza, toplumsal hareketlerdeki pratiğinden ama özellikle de iç yapısından kaynaklı olarak bu tarz bir öneri için güvenilir bir kaynak. İç yapısı derken, Syriza bir siyasal cephe ve kendi içinde bile farklı siyasal kültürlerin bir arada yaşamasına izin veren pratik bir yaklaşım mevcut. Hatta bana sorarsanız Syriza melez bir parti derim: bir ayağı Yunan komünist hareketinin geleneği içinde, bir ayağı da radikalizmin şu yeni dönemde ortaya çıkan biçimlerinde olan sentez bir parti.

Sence Yunanistan’da kent meydanlarının işgalleriyle gördüğümüz toplumsal hareket ile Syriza’nın sandıktaki başarısı bağlantılı mı?

Kesinlikle. Bazıları bu hareketlerin sadece kendiliğinden olmakla kalmayıp aynı zamanda anti-politik de olduğuna ve siyasetin dışında ve karşısında yer aldıklarına inandı. Ancak onlar, kendilerine sunulan politikayı reddederken bir yandan da farklı bir şey de arıyorlardı. İspanya’daki Podemos deneyimi ve Yunanistan’da Syriza gösterdi ki, radikal solun uygun öneriler ortaya koyması halinde bu hareketlerle bir anlaşmaya varılabilir ve taleplerinin güvenilir bir politik “yoğunlaşması” sunulabilir.

Syriza’nın 2012’den bu yana yerel ve bölgesel hükümetlerde ne gibi somut deneyimleri oldu?

1990-2000’lerden bu yana, radikal sol PASOK’la herhangi bir ittifaka karşı duruyor, bu nedenle de ne Syriza ne de KKE herhangi bir bölgesel hükümete dahil oldu ve yakın zamana kadar da çok az yerel yönetime katıldılar. Şu anda, Syriza’nın ulusal bazda ve Avrupa düzeyindeki başarısıyla yerele etkisi arasında keskin bir fark var.

Parti, yerel ve bölgesel yönetimler için yapılan ankette -25 Mayıs 2014’te yapılmıştı- ülke ve Avrupa düzeyinde aldığından daha az oy aldı: %27 yerine %18. Ama yine de, nüfusun neredeyse %40’ının yaşadığı Attica da dahil olmak üzere, iki bölgenin Syriza’ya geçmesiyle parti büyük kazanımlar elde etti.

Alexis Tsipras’a Yunanistan’da nasıl bakılıyor?

Tsipras’ın imajının en öne çıkan tarafı, yaşı: Yani en basitinden, genç bir adam. Ancak Yunan radikal solunun kadrolarının ve önderlik gruplarının büyük bir kısmında hala 60’larına merdiven dayamış; hatta Albaylar Cuntası’na karşı mücadeleye dahil olmuş olmanın prestijinin keyfini çıkaran, daha da yaşlı bir kuşak baskın.

Bir ara Synaspismos genel başkanı olan Alekos Alavanos bu tür bir dinozorlaşmadan kopmaya işaret etmek adına Tsipras’ın kontrolü eline almasını örgütledi. Bu gerçekten büyük bir siyasal irade edimiydi. Tsipras popüler, çünkü daha Synaspismos önderliğinden çok önce, partinin Atina belediye seçimleri listesinde başı çekiyordu.

Tsipras’ın tam olarak halkın karizmatik savunucusu olduğu falan söylenemez. Kötü bir konuşmacı değil; ancak kesin olan bir şey var ki bir George Galloway, ya da Jean-Luc-Melenchon’un hitabet yeteneğini de haiz değil. Bazı hatalar da yaptı; özellikle de, birçok Yunan radikal solcusu gibi, ilk başta krizin derinliğinin ve kamusal borç meselesinin kemer sıkma önlemlerinin uygulanmasını meşrulaştırmak için ne ölçüde kullanılabileceğini küçümseyerek.

2010 ve 2011 başlarında, olan biteni pek takip edemiyormuş gibiydi. Sonrasında ama, parlamentodaki müdahalelerinde PASOK hükümetine ve özellikle de başbakan George Papandreou’ya muhalefetinde hırçın bir üslup geliştirdi. Bu yolla da “halkın savunucusu” profilini geliştirmiş oldu. 2012 Mayıs’ından önce radikal solu ve kemer sıkmaya karşı olan tüm güçleri birleştiren bir hükümet önerisiyle de başarısını pekiştirdi.

Yunan radikal solunun, şimdiye kadar toplumsal hareketlerin dikkate değer, önemli ve faydalı bir parçası sayılan ancak krizden çıkış yolu önerebilecek tarihsel sorumluluğu üstlenmesi de beklenemeyecek bir güç olarak görülen imajını değiştirdi. Bu, hala 20. yüzyıl komünizminin yenilgisinin travmasını yaşayan radikal sol için gerçek bir dönüm noktası. Ve bugün, radikal sol artık ezeli azınlık olmayı, sadece “direnmekle” lanetlenmiş bir kuvvet olma rolünü geride bırakmak istiyor.

2012’den bu yana Syriza’nın üyelik ve toplumsal ağırlığı açısından, görece gücüne ilişkin rakam verebilir misin bize? Sonra da Syriza’nın iç dinamiklerinden biraz daha bahseder misin – sol platform ve onu oluşturan farklı unsurlar ve bir de muhalif taraf tabii, mesela merkez… Sağ?

2012 seçimlerinden hemen sonra, o zamana kadar bir partiler koalisyonu olan Syriza’nın birleşme süreci başladı. Önce ilk defa yönetici bir organ seçen ulusal bir konferansla, hemen ardından da Temmuz 2013’teki kuruluş kongresiyle. O aşamada, partinin yapısıyla ilgili ve parti formu olarak niteleyebileceğimiz konuda kararlar alındı ancak öncelik sürecin hızla tamamlanmasıydı ki bu da etraflıca bir siyasal tartışmaya zaman bırakmadı.

Bu aynı zamanda da bir açılım süreciydi de; ama öyle bir açılım süreci ki, ne belirli toplumsal destek gruplarına ne de toplumsal hareketlere dahil olmuş katmanlara hitap ediyordu. Yani denebilir ki, aktivistlerin partisi ya da aktif üyelerin partisi olmaktan çok, üyelerin partisi olmaya iten bir süreç oldu bu. Yani parti de militants’dan (Militanların Partisi) ziyade parti d’adhérents (Üyelerin Partisi). Bu da tabii bir örgüt olarak Syriza’nın -Kliyentalizme kadar olmasa bile- belli bir noktaya kadar, Yunanistan’da hala çok güçlü olan yerel ve geleneksel iktidar ağlarının pratiklerine karşı açık vermesine yol açtı.

Sistem partileri ulusal düzeyde çözüldüler. Artık merkezi partiler olarak yok gibiler. PASOK tamamen dağıldı ve tartışmasız Yunanistan’ın en büyük parti mekanizmasıydı. Bir zamanların sağ kanat kitle örgütü olan Yeni Demokrasi de ciddi manada zayıfladı. Ancak bu partilerin yerel düzeyde hala güçlü bağlantıları var. Bunu geçen seçimde Syriza’nın yerel seçimlere olan etkisiyle yerel konsey kazanabilme kapasitesi arasındaki uçurumda gördük örneğin.

Yeni yapılanmanın bir diğer kötü tarafı da Syriza’nın gitgide önder merkezli bir parti haline gelmesi. Parti içi yapıların sayıca çok ve işlevsiz; gerçekten siyaset yapmaktan ve karar alma merkezleri olarak işlemekten epey uzak oluşu bu durumu iyice açığa çıkardı. Önderin oynadığı hayati role bir de bir sürü gayri resmi önderlik çevrelerininki eklenince, tüm karar alma süreci kolektif bir önderlikten -hatta onu da geçtim, sınırlı bir grubun önderliğinden çok- merkezi ve şeffaflıktan çok uzak bir hale gelmeye başladı.

Parti önderliğinin hedeflerinden biri, Syriza’daki sol eğilimi marjinalize etmekti diye düşünüyorum. Ciddi ciddi bizim eski Syriza’da (yani 2012’den önceki) görece güçlü olduğumuzu düşünüyorlardı. Tamam, o zaman Syriza bir koalisyondu; yani bir sürü farklı partinin bir dizilimi, ama partileşme ile birlikte gelen yeni üye akınıyla bizim zaten göreceli olan gücümüz büyük oranda düşerdi.

Sana bir örnek vereyim; bu daha çok Synaspismos’un tartışmasız en büyük bileşeni ile ilgili: Partinin son kongresinde -Dimar’ın partiden ayrıldığı kongre- şimdi Alavanos’un öncülüğündeki sol akım %25 kadar bir oy aldı. Bu yüzden de Syriza’nın Kasım 2012’deki ilk ulusal kongresinde Sol Platform %25 oy alınca, önderliğe bayağı bir sürpriz olmuştu. Hatta Sol Platform’un Syriza’nın kuruluş kongresinde %30 oy alarak ağırlığını daha da artırması daha büyük bir sürpriz olmuştu.

O zamandan bu zamana, Syriza’nın üye sayısı neredeyse iki katına çıktı ve o civarda istikrarlı bir şekilde seyrediyor, 17.000- 18.000 üyeden 35.000-36.000’e. Üye sayısı coğrafi olarak epey bir gelişim gösterdi ama bunun seçime olan etkisiyle örgütsel güç arasında hala koca bir fark var. Parti ve onun ana seçmeni – yani esas olarak şehirli işçi sınıfı- arasındaki bağ ise hala zayıf.

Syriza’da hala entelektüel katman, yani vasıflı ve iyi eğitimli kamu sektörü baskın. Yaşa ilişkin durum da sorunlu

one cıkanlar