Menkıbe

İçindekiler
Halkların Demokratları Kimlerdir
•15•
Proletarya: Amele Değil Emel
•63•
Hatunların Asırlık İhtişamı
•115•
Epilog
•143•

"1971 açıklanamayandır, örgütlere rağmen onların bünyesini tahkim edecek taze kanları tedarik edendir. Semptom değil,
marazdır. Kendi dışına doğru hareket ettirendir. Tüm bu anlatıları kuran ve parçası olanların açıklayamadığı bir konu var:
1968, güzel güzel toplumsal dinamiklere ayrılarak anlatılabilirken, toplumsal hareketler açıklanabilirken,
“devrimci” birvar olma hali açıklanamıyor. 1971, bugünkü solcu aktivist siyasetçilere “sen nasıl devrimci oldun” ve “bugün ne yapıyorsun” sorularını sordurtuyor. İşin ilginci toplumsal hareketler ve dinamiklere dair bin bir masalı olanlar, iş “devrimcileşme” meselesine, insanların neden bu yolda yürüdüklerine gelince ancak anılar olarak anlatabiliyor, öykünün temel birimi birey ve onun kararı oluyor. Volontarizm, üst düzeyde tekrar ediyor. Mesele şudur: 1971 bir hata ise, bu “hata” niye oldu? O kadar yere göğe sığdırılamayan “tarihsel ve diyalektik materyalizm” burada neden arıza veriyor? Cevap basit: Mesele sadece bir maceracılık değildi, bunun bir sınıfı vardı, o da “küçük burjuvaziydi”! Peki,bu “küçük burjuvaziyi” en çok diline pelesenk edenler acaba nereden gelmektedir? Sihirli bir değnekle, ideolojik berraklaşmanın sonucunda sınıf intiharı mı gerçekleştirdiler? O zaman sınıf, ideolojik bir kurgudur, atlanabilir ve intihara uğrayabilir.“Diyalektik ve tarihsel materyalizmin” idealizm ile amansız savaşı ne kadar da makul sonuçlar veriyor! 1971’in sorunlu olan yanı bugüne dair bir kısa devre olmasıdır.
Zira, devrimcileşme sorusunu ortaya atar: Verili bir kişi veya topluluğun verili koşullar altında kurulu toplumsallıkla kopuşmalarının bir teorisi var mıdır? Daha da ileri gider, devrimci iledevrimci ile “kitleler” arasındaki, ilkinin lehine olan ayrıcalığı dönüp ikincisine geri götürür. Birileri devrimci olabiliyorsa, başkaları da olabilir: Üstelik illa kurumsal yapıların biyo-politik mide-eksenli kampanyalarının hitap edip bir ihtimal kendisine katacağı mikro ve müstakbel makro öznesinin, adım adım bilinçlenerek (kaşarlaşarak) halk adına, müstakbel iktidar adına “uzun yürüyüşünü” yapması gerekmeyebilir. Etnik, mezhepsel ve bin bir türlü ayrışmalarla demos’un imkânsızlığı üzerine kurulu olup da onu iç savaşı yöneterek, sembolik düzlemde onu yek kılan mevcut egemenle sadece bir şiddet mübadelesine girmek zorunda olmayabilir (egemeni tahkim eden istisna hali olunmayabilir). Kısa devre, 1971’in sordurttuğudur: Erdal, Deniz’in haklı olduğunu ispatlayan mıdır? 1971, halka, toplumunun üretiminin faillerine bu sıfatla hitap edenlerin karşısına toplumun süreksizlik ihtimalini çıkaran bir kısa devredir. Ancak, halk imkânsızdır, süreksizdir. Bu süreksizlik amillerinin “halk” ve “yurtseverlikten” dem vurması, tam da bu yersiz-yurtsuzluğun bir semptomudur. Onlar, halkın çocukları değil, evden kaçtığı için, eksik yanı orası olduğu için oraya bakanlardır; halkın yeniden üretimini düzenleyen yasanın dışına çıkmayı ancak yasanın ötesinde halka referans vererek bu suçlu olma halini kendilerine izah edebilenlerdir. Namlunun diğer ucundaki ülkücünün ve dincinin halkın aynı imkânsızlığından doğduğunu, daha doğrusu halkın bir iç savaş düzlemi olduğunu, iç savaşın birer parçası olarak anlarlar. Halk, onların bağımsızlığını mümkün kılan bir göstergedir, süreksizliğini bizzat kendi öznellikleriyle ispat ettikleri, bunu
kendilerine dahi itiraf edemedikleri verimli bir imkânsızlıktır. Peki neden? Hangi saikle? Che, Deniz’in neresine çarptı da bu titreşimi yarattı; Deniz, Erdal’ın neresine dokundu ki sehpa bir kere daha tepildi? Sahi, hepimiz neden bunları konuşuyoruz ki? Bunu tartışmak için 1971’in anlamını ele almak gerekir. Nedir 1971, tasavvuru nedir?"

KİTABI İNDİR

one cıkanlar